Sektörümüz hep yakınıyor; Türkçe içerik yok.
Evet yok çünkü paylaşılan içeriği yeniden paylaşmak daha havalı. Hatta onu sanki kendi ürettiği gibi göstermek çok daha havalı. Olmadı marka bünyesine uygun mecra yaratmak daha daha havalı.
Tüm Türkiye sabah akşam video izliyor ama video içerik üreten adam gibi blog neredeyse sıfır. Neredeyse diyorum ama benim şu an takip ettiğim bir tane bile yok. Aradan biri çıkar biz varız der diye sıfır demiyorum.
Tam bu tartışmanın ve kargaşanın ortasında Campaign Türkiye ile tanıştım. Fiyatı uçuk! Tam 17,5 TL
Lakin elinize alıp okumaya başladığınızda ödediğiniz miktarı hakettiğini anlıyorsunuz. Şu an okuduğum sayı Ekim sayısı.
Kısa bir özet geçmem gerekirse;
- The Month adlı köşede geçen ayın güzel bir özetini geçmişler.
- Keşke ben yapsaydım köşesi ile sektör çalışanlarına söz vermek gerçekten iyi fikir.
- The Works köşesinde son zamanların popüler reklamlarını reklamveren ve creative director yorumluyor. İyi fikir.
- Insight köşesi değerli bilgiler paylaşıyor.
- Kapak konusu müthiş irdelenmiş: Gazeteler çağı nasıl yakalar? (Oray Eğin, Arianna Huffington ile söyleşi yapmış, gerçekten çok iyi.
- Sürprizler durmuyor devam ediyor: Müşteri ve Ajans buluşması; Grey İstanbul Başkanı, Yıldız Holding Pazarlama BaşkanıAhad Afridi..
Yaz yaz bitmiyor.. Dergi içeriğe doymak isteyenler için gerçekten iyi bir seçenek.
Diğer tüm sektör dergilerine (sadece reklam sektörü değil tüm sektör dergilerinden bahsediyorum) örnek olsun. Sektör dergisi demek broşür yayını yapmak demek değildir.
Bünyenizi zorlamayacak bir öneri: Oturun, Campaign Türkiye dergisini anlayın, kopyalayın yeter. Belki zamanla önüne bile geçersiniz.

Yorum bırakın