Elif Şafak’ın aşk kitabına yeni başladım. Etkileyici ve sürükleyici bir kitap olduğunu baştan söyliyeyim.
Kitabın bir bölümü beni çok etkiledi. Kiralık bir katil dervişi öldürüyor ve sonradan şunları dile getiriyor;
Nereden bilebilirdim o an ömrü hayatımın en büyük hatasını yaptığımı ve sonra pişmanlıktan kahrolacağımı? Bu dervişi öldürmenin ne kadar zor olacağını, öldükten sonra bile hançer gibi bakışlarını sinemde taşıyacağımı nereden bilecektim?
Avluda Şems’i öldürüp kuyuya atalı beş sene geçti. Hala duymadım etinin suya düştüğünde çıkardığı sesi. Çıt bile çıkmadı kuyudan. Sanki suya düşeceğine, arşa yükseldi dervişin bedeni. O öldü öleli kabussuz bir gecem geçmedi. Ve hala ne vakit bir su birikintisine bakmaya kalksam, soğuk bir dehşet bürüyor tüm vücudumu; ellerim titremeye başlıyor ve midem bulanıyor.
Ne zaman o geceyi hatırlasam iki büklüm olup kusuyorum. Sanki içimde biriken ne varsa çıkarmak istiyorum. Çıkarmak ve kurtulmak… Bir deri bir kemik kaldı kollarım, bacaklarım.
Ne tuhaf! O öldü ama hala yaşıyor. Bense her gün yeniden ölmekteyim.
Maddeci küstah beni o kadar etkiledi ki bu satırlar anlatamam. Dönüp arkada bıraktığım cenazeler geldi bir bir aklıma.
Dedem… Hala nasihatları ve duruşuyla peşimden geliyor. Ölmemiş.
Babaannem… Birilerine küsüp akşamları bir yerlere çay içmeye gitmemi en büyük sebebi. Küçükken küsüp O’nun yanına kaçıp kendime çay yaptırdığım günlerdeki gibi. Ölmemiş.
Teyzem… Her masum, haksızlığa uğramış kadının gözlerinde teyzem var. Hiç ölmemiş.
Mustafa Amcam… Her yurtdışından geldiğinde parfüm getiren amcam her deodarant alışverişimde sanki yanımda. Ölmemiş.
Sakıp Sabancı… Her yanımız yaptığı hayırlarla dolu. Ölebilir mi?
Esasında ölümsüzlük o kadar zor gelmiyor artık bana. Etrafına saçtığın masumane bir gülüş bile seni unutulmaz kılabiliyor.
Yorum bırakın